Yazıyı görüntülüyorsunuz Bloğumdaki toplam 12 kategoride yazılmış 292 yazıdan en güncelleri gösteriliyor. 25.6.2017
Bu yazı 04.02.2015 tarihinde yazıldı. O günden bu güne bir çok şey değişmiş ve yazı geçerliliğini yitirmiş olabilir.

Kulak Âşık Olurmuş Gözden Evvel

2 sene önce yazıldı, 488 kere okundu. 1

Geçenlerde -geçenlerde dediğim baya bi geçen- hayatımın içinde bulunması için özenle seçilmiş bir kişi tarafından zorla okutulmuştum bunu. O da dini bir grubun içerisinde zorla dinletilmiş. Ama hal biraz farklı. Öyle ki, nice insanlar böyle etkinliklere katılma hevesi ile böyle etkinliklere katılıp anlatılmak istenileni anlama hevesini birbirine karıştırıyor. Yani demek istediğim, “müslüman insan sohbete gider” değil, “müslüman insan doğruyu ve güzelliği paylaşır” inancı, ne yazık çoğu müslüman arkadaşımızda yok. E hal böyle olunca, müslüman olmak kolay, müslümanlık şunları gerektirir demek de kolay, müslümanlığı içinde yaşamak bir hayli zor. Çünkü müslüman namaz kılmaz, ibadet eder. Çünkü namaz kılmak bir ibadet olmakla birlikte, namaz kılma eylemi değildir asıl olan. Namaz kılarken öğrenilen, hissedilen şeylerdir ve namaz kılarken yaşanan huzur, çoğu müslümanım diyen insanların “namaz kılıyorum, kılanlar huzurlu oluyormuş, ben de huzurlu olayım” bilinç altını yaşatmalarıdır.

Oysa ne güzel bir din, ne güzel bir ahlak var memleketimizde. Kimisi yobazlıkla yaşasa da, kimisi yaşamasa da, bu iki yaramaz durumun ortasında durabilenlere aşk olsun.

Söylemeden edemeyeceğim, islam dini bir çelişki dini değildir. İslam dini ile gelen her şey, aslında hayatınızı nasıl yaşayacağınızı belirten şeyler olsa da, insanlarımız bazen değil çoğu zaman islam dinine saygı duyaraktan kendiyle çelişip çelişip durur. Bir günahtan kurtulmak için daha büyüğünü yapmak en büyük marifetidir bazılarının ve, “oku” ile başlayan yüce dinimizin daha ilk kelimesini anlamadığı için cahil üzerine cahil olmakla damgalanır gözümde. Öyle ki, en büyük günah kul hakkı, en büyük sevap da bir insanı kazanmak olsa gerek. Ya kaybettiklerin? İşte o zaman yandın.

Bir mukabelede okunan ve “müslüman kardeşlerimize” alın yaşayın denilen hadise. Buyrun bakalım;

Ceyda, çevik hareketlerle kalan yemekleri buzdolabına yerleştiren Dila Hanım’a bakıyordu. Yaşına göre ne kadar enerjik, diye düşündü. Kırışmış yüzüne rağmen, yanakları pembeliğini kaybetmemiş güler yüzlü bu kadını seviyordu.
Dila Hanım kocası Ömer’in babaannesi olduğundan Ceyda da ona babaanne diyordu. O akşam babaanne onları yemeğe davet etmişti. Yemek bitmiş birlikte mutfağı toparlıyorlardı.
Mutfakta baş başa kalmışken Ceyda’nın ona sormak istedikleri vardı. Ömer’le henüz bir aylık evliydiler ama şimdiden kavgaya başlamışlardı. Aşk onları mutlu etmeye yetmiyordu bunu anlamıştı. Elli yıllık evliliğini aşkla götürmeyi başarmış bu kadına hayrandı ve ondan öğrenecek çok şeyi olduğunu düşünüyordu.
-Babaanne büyükbaba ile olan aşkınıza imrenerek bakıyorum. Söylesene bir aşkı bu kadar uzun süre canlı tutmanın sırrı nedir? Hadi ne olur bu çaylak geline azıcık öğüt ver.
Dila Hanım elindeki tencereyi bıraktı, gülümseyerek ona baktı.
-Şimdiki gençlerin öğüde ihtiyaçları yok kızım, her şeyi biliyorlar. Söylerim şimdi, ya ben bunları biliyordum dersin ya da işine gelmez, yanlış anlarsın.
-Babaanne gençlerin her zaman büyüklerin tecrübesine ihtiyacı var. Ne olur azıcık bana öğüt ver. Aşkla evlenen arkadaşlarımın çoğu kısa zamanda birbirlerinden usandılar. Kimi boşandı kimi de aynı evde iki yabancı olarak yaşıyorlar. Bizim de anlaşmazlıklarımız başladı. Ömer’i çok seviyorum. Bu sevgiyi kaybetmek istemiyorum. Siz bunu başarmış biri olarak bana yardım etmelisiniz.
Dila Hanım bir süre sustu, sonra şiir gibi konuştu:
-Söylemişler gelenler, bizden evvel,
Kulak âşık olurmuş, gözden evvel.
-Ne güzel bir söz, aşkı ne güzel tarif ediyor, bayıldım bu söze, dedi Ceyda. Benim zaten aşk deyince aklıma gelen sevdiğinle saatlerce konuşup gülüşmek.
-Konuşup gülüşmek güzel de bununla bitmiyor her şey. Aşk kulakta başladığı gibi kulakta da biter, bunu unutma. Kulaktan giren her söz önce kalbe dokunur. Kalbi ya sarar ya sarsar.
-Şair gibi kadınsın babaanne. Normal günlük konuşmalarımızda kalbe dokunuyor diyorsun.
-Tabi en sıradan konuşmalar bile. Bu yüzden bir kadın bir erkekle nasıl konuşulur bilmek zorunda.
-Bir erkek de bir kadınla nasıl konuşulur bilmek zorunda değil mi?
-Hemen savunmaya geçtin. Siz gençler hep karşıdakinin ne yapması gerektiği ile ilgileniyorsunuz. Bunu öğrenmenin sana bir faydası yok ki. Sen kendi yapman gerekeni öğren yeter.
-Özür dilerim babaanne. Bir kadın bir erkekle nasıl konuşmalı? Arada fark var diyorsun.
-Hem de dağlar kadar fark var. Bir kadınla konuştuğun gibi bir erkekle konuşursan erkeği kaybedersin.
Kaybedersin sözü Ceyda’yı sarstı.
-O zaman acilen bu konuyu öğrenmem lazım.
-Bütün erkekler kahraman olmak isterler. Erkek için güç ve iktidar önemlidir. Hiçbir zaman erkekle güç yarışına girme. Konuşurken de onu yaralayıcı, kendini önemsiz hissettirecek şekilde konuşma ve asla eleştirme.
-Ama eleştirmezsem yanlışlarını nasıl görür ki?
-Bir kadını eleştirirsen savunmaya geçer. Bir erkeği eleştirirsen senden uzaklaşır. Bir erkeğin eleştirisini kabul edeceği tek kadın annesidir.

BENZER  2 Dakika Molaya Hepimizin İhtiyacı Var

-Tamam eleştiri yok. Başka neye dikkat etmem gerekiyor.
-Suçlama da yok. Erkekler suçlandıkları zaman kendilerini yetersiz hissederler. Romantik değilsin, beni düşünmüyorsun, niye böyle davranıyorsun. Suçlanmak ve hesap sorulması. Bir erkeğin en sevmediği iki şey.
-Tamam babaanne başka ne var önemli olan.
-Emrederek konuşma. Erkekler bundan nefret eder. Ona sürekli yapacaklarını hatırlatma.Bir de sözlerinin altındaki mesajlara dikkat et. Sen ne diyorsun kocan ne anlıyor? Önemli olan onun ne anladığı.
-Nasıl yani?
-Söyle bakalım, akşam eve geç kaldı ve haber vermedi. Gelince ne dersin?
-Nerde kaldın, niye haber vermedin canım, diye sorarım.
-Böyle diyerek aslında şöyle demiş oluyorsun. Ne düşüncesiz adamsın, bir telefon bile açmıyorsun, çok kabasın. Mesaj bu. Kocana hiçbir zaman yeterli bir erkek değilsin, bir kadını mutlu etmeyi bilmiyorsun, mesajı verme.
-Geç kaldığında ne demem gerekiyor babaanne?
-Geç kalınca seni merak ettim canım, iyi misin? diye sorabilirsin.
-Hımmm. Arada fark var yani. Kulaktan girenler kalbine gidiyor yani. Şimdi ben kocama güzel görünmek için boşuna mı süslenmişim.
-Gözde önemlidir kızım, bir kadının kendine bakması önemli ama kulaktan sonra gelir. Hiç görmedin mi nice güzel kadınlar çirkin kadınlarla aldatılır. Çünkü o kadınlar erkeğin kulağına ne söyleyeceğini bilen kadınlardır. Evdeki “dırdır ederken” dışarıdaki “mırmır ederek” kazanır. Erkeğin gözü işte o zaman güzellik falan görmez.
-Sen hep böyle mi yaptın babaanne?
-Elbette. Hâlâ bana niye aşık zannediyorsun? Bak mesela uzun zaman birlikte dışarı çıkmadınız. “Ben sıkıldım biraz dışarı çıkıp gezelim mi?” demek var bir de “uzun zamandan beri beni dışarı çıkarmadın” diye suçlayarak söylemek var. İkisi arasında karşıdakinin duygularına dokunma açısından çoook büyük fark var.
-Senden öğrenecek çok şey var. Başka neler var önemli olan.
-Erkekler takdir görmeyi sever. Küçük de olsa yaptığını takdir edersen yapmadıklarını da yapmaya başlar. Erkekler pohpohlanmayı sever. Bir erkeği ne kadar çok översen seni o kadar çok sever.
-Biz kadınlar da iltifatı güzel sözü hep kendimize bekliyoruz. Erkeklerin bundan hoşlanacağını hiç düşünmemiştim.
-İnan ki erkeler kadınlardan daha düşkündür güzel söze.
-Peki babaanne ben eşimin hoşuma gitmeyen davranışlarını nasıl söyleyeceğim, söyleyemezsem çatlar ölürüm sonra.
-Erkek gibi dobra dobra değil, bir kadın gibi zeki ve kurnazca, az önce söylediğim gibi kulağına mırıldayarak istediğini söyleyebilirsin. Erkekler kadınların yüksek sesle konuşmasından nefret ederler.
-Siz hiç kavga etmez misiniz babaanne?
-Kavgasız ev olmaz yavrum. Ben de kızdığım zaman konuşurum. Fakat sesimi çok yükseltmem, dilimi kocamı yaralamak için silah olarak kullanmam. Onu suçlamadan kendi hissettiklerimi söylerim. Kocam çok sinirliyse de susmayı ve fırtınanın geçmesini beklerim. Erkeklerin kızgınlıkları fırtına gibidir, birden gelir çabuk da geçer. Fırtınadan zarar görmek istemiyorsan geçene kadar bekle. Her şeye atlama.
Mutfağı toplamışlardı. Çay da demini almıştı. Ceyda ocağın ateşini kısayım derken yanlışlıkla ocağı söndürdü. O çayları doldururken babaanne ocağın altını açtı. Ateşe bakarken gülümsedi.
-Aşk bir ateştir, tatlım. Arada bir gaz verip ateşi beslemezsen söner gider.
Ceyda güldü.
-Ben ateşe odun atmak gerekir, diye biliyordum.
-Evet aşk ateşine odun da atmak gerekir. O da kendi odunluklarımız olmalı. Kibrimiz, gururumuz, eğilip bükülmeye korkan yanlarımızdır. Öncelikle onları yakmalıyız aşkın ateşinde. Pek çok aşık ateşe odunluklarını atmak yerine, su döküp söndürüyor yanlışlıkla.
Mutfağın kapısından çıkarken Dila Hanım,
-Unutma dırdır yok, mırmır var, dedi gülerek.

BENZER  Casperturk.com Saçmalığı

Ömer oturduğu koltuktan kalkıp büyükbabasının yanına oturdu. Biraz kısık bir sesle:
– Büyükannemle Ceyda mutfaktan gelmeden, şöyle baş başa kalmışken azıcık sohbet edelim. Büyükbaba, söylesene bunca yıl evli kalıp da mutlu olmanın hâlâ birbirine tatlı tatlı bakmanın sırı nedir?
Büyükbabası güldü.
-Söylemişler gelenler, bizden evvel,
Kulak âşık olurmuş, gözden evvel.
Ömer tam olarak ne demek istediği anlamamıştı. Büyükbabası söylediği tekrar etti. Ömer o güne kadar aşk ve kulak arasında bir bağlantı kurmamıştı. Aşk gözde başlar diye biliyordu. Düşündüğünü seslendirdi.
-Yapma büyükbaba, önce göz sever, kulak sonra gelir?
-Gözle başlayan çekiciliktir, aşk değildir. Pek çok kadın sana güzel, çekici gelebilir ama her çekici bulduğunu sevemezsin. Çekiciliği sevgiye dönüştüren kulaktır.
Ömer’e söz hala pek mantıklı gelmemişti.
-Kulak severmiş, gözden evvel, diyorsun.
-Oğlum etrafına bir baksana. Her taraf güzel, bakımlı, süslü kadınlarla dolu. Fakat çoğu yalnız. Seven göz olsaydı bu kadınların hiçbirinin terk edilmiş olmaması gerekirdi. Kadınlar erkeklerin gözlerine hitap ettiklerinin onda biri, erkeklerin kulaklarına hitap etmeyi bilselerdi bu kadar yalnız kadın olmazdı.
-Bak bu önemli yani. Öncelikle karımın benimle nasıl konuşacağını öğrenmesi lazım.
-Oğlum sen karını bırak. Sorumluluğu hemen onun üstüne atma. Sen kendi üzerine düşeni yap. Bütün anlaşmazlıklar hep karşı tarafın değişmesini, bir şey yapmasını beklemekten oluyor. Sen bir kadınla nasıl konuşulur önce onu öğren.
-Kulak severmiş, gözden önce diyorsun. Yani sözler, kelimeler sevgiyi başlatır ve yaşatır diyorsun.-Aynen öyle diyorum. Kadınlar güzel söze hiç dayanamazlar. Karına sık sık iltifat et. Her geçen gün daha da güzelleştiğini falan söyle.
-İltifat kadınlar için ekmek su gibi gerekli bir şeydir, demişti arkadaşım.
-Çok doğru söylemiş, çünkü kadınlar güzel kelimeleri severler,konuşmayı severler. Her akşam ona belli bir zamanını mutlaka ayır, o zamanda onu dikkatle dinle ve sadece onunla ilgilen. Gün içinde hoşuna giden hikaye, fıkra, onun ilgisini çekecek şeyleri onunla paylaş. Ne güzeldir insanın sevdiği sohbet etmesi, gülüşmesi. Sen onu bir güldürürsen o seni on güldürür.
-Bire on diyorsun.-Evet bire on. Sen yeter ki sevmeyi bil. Sevgi kelimelerdedir, kelimeler önemli dedim oğlum. Kelimeleri yazıya döktüğünde de çok etkilidir. Bu yüzden arada bir ona sevgini ifade eden küçük notlar yaz. Mesaj gönder. Sen de duymuşsundur, internette birbirini görmeyen insanlar yazıyla birbirlerini sevip bağlanabiliyorlar.
-Hem de çok oluyor böyle şeyler.
-Aşk kulakta başladığı gibi, kulakta da biter oğlum. Bunu da unutma.
-Bitmesin diye neye dikkat etmem lazım?
-O bölüm biraz uzun mevzu. “Bükçe” diye kadın dilini anlatan diye bir hikaye var, onu okuyup öğrenmen lazım.
Ceyda elinde çay tepsisiyle salona gelince ikisi de sustu. Ömer çayını yudumlarken az önce büyükbabası ile konuştukları aklındaydı. Fırsat bulmuşken karısına iltifat etmek istedi.
-Teşekkür ederim canım, çay nefis olmuş, ellerine sağlık, dedi.
Ceyda “Afiyet olsun” derken büyükbaba odaya giren karısını süzerek
-Nişanlım, çok yoruldun, gel otur karşıma, çayını iç, sensiz çayın tadı çıkmıyor, dedi.
Büyükanne gülümseyerek oturdu kocasının karşısına. Ceyda gıpta ile baktı onlara. Elli yıllık evliliğe rağmen birbirlerine “nişanlım” diyen bu sevdalılar gibi olmalıyız bizde, diye düşündü. Bugün öğrendiklerimi uygulamalıyım, hatta hemen başlamalıyım diye karar verdi. Karşısındaki aynanın önünde duran Ömer’in küçüklük resmine bakarak,
-Çocukken de çok yakışıklıymışsın hayatım, dedi.
Ömer daha bir şey söyleyemeden babaanne kaptı sözü.
-Büyükbabasına benziyor. Gençlikleri yakışıklı oluyor, yaşlılıkları da karizmatik ve çekici, derken göz süzerek kocasına baktı.
Büyükbabanın karısının sözleri karşısında gözleri ışıladı.Ömer karısına iyi bir iltifat etmeye kararlıydı.
-Umarım kilo alıp yakışıklılığımı bozmam; çünkü karım nefis yemekler yapıyor, çok becerikli, dedi.
-Büyükannen de bana yıllarca nefis yemekler yaptı ama onun güzelliği karşısında yemekler sönük kaldı, dedi büyükbabası.
-İnsanın sevdiği için yemek yapması büyük bir zevk dedi, Ceyda fırsatı kaçırmak istemeyerek.
-Sevmek kolay kızım, dedi büyükbaba. Önemli olan yıllarca bu sevgiyi yaşatacak, sevgisini her zaman hissedeceğin bir eşin olması. Karım benim dünyadaki cennetim. O benim yazın güneşim, kışın gönül sobam. Kışın ayazında bile onu düşününce içim ısınır, dedi.
O akşam Ömer de Ceyda da tatlı sözlerle birbirinin gönlünü okşama da büyükanne ve büyükbaba ile yarışamayacaklarını anlamışlardı, vazgeçip sustular . Daha çok pratik yapmaları gerekiyordu. Ömer “Kurt olmuş bunlar kurt, aşk kurdu” diye içten içe söylendi. Kendine nasihat edip, uygulamasına fırsat vermeyen büyükbabasına biraz içerlemişti.
Sema Maraşlı / “Kulak Âşık Olurmuş Gözden Evvel” Kitabından

BENZER  Ne Eksiklikmiş Lan Bu Dizisizlik?!?

Konuyla alakalı bir şeyler yazabilirsin.

Bunlar da ilgini çekebilir.

Nazım YILMAZ

A webmaster, working with music.

1994'ün Haziran'ında Beyşehir/Konya'da dünyaya gelmişim. O zamanlar, gerek tombikliğim gerek yeşil gözlülüğüm sebebiyle gören herkes tarafından el üzerinde ( hatta defalarca havaya atılıp tutulma gibi ) tutulmuşum.

Bebekliğim Konya'da bir köyde, çocukluğum İstanbul'da geçti. İstanbul'da başladığım iş hayatına doğduğum yer, Beyşehir'de devam ediyorum.

İZLEDİM

Mini Yabancı Diziler : Yüzde 3 Dizisi